"KIRMIZI BAHAR" ROMANINA ÖNSÖZ

Muzaffer Oruçoğlu

Bardakçı'nın romanını yağmurlu bir günde oku­dum. Romanları genellikle, işgal ettiğim zaman di­liminin dışındaymışım gibi bir duyguya kapıldığım günlerde okurum. Devrimci hareketin geçmişine se­vecen yaklaşıyor Bardakçı. Dil sıkmıyor, kendini me­safeye ve değişim aşkına yaymaya çalışıyor. Doğa tasvirlerinde daha bir yalınlaşıyor, etkili hâle geliyor dil. Dipsiz kuyular arasındaki algı akışlarını; hayatın basit görünen, karmaşık, dalgacı yanlarını; kural tanımaz, iffetsiz, ince yıkıcı alayı edebiyatta seven birisi ol­mama rağmen, Bardakçı'nın kitabı sıkmadı beni. Bir günde okuyup bitirdim. Romanın, geniş bir araştırmaya dayandığını söyleyemem. Yazarın duyguların­dan taşan, yalın bir metin izlenimini veriyor.

 

Okurlar, özellikle de bölgeyi iyi bilen okurlar, ola­yın örgüsüne, geçtiği coğrafyaya ve yerel dile ilişkin eleştiriler getirebilirler. Orada ova olmaz, bu sözcük veya bu deyim kullanılmaz, vs. vs... Bu normaldir ve iyidir. Benzeri eleştirileri bana da yönelttiler. Bu eleş­tirilerden hiç kuşku yok ki yararlandım. Bununla birlikte bir romanda ben, ana temaya, dile, derinliğe ve romanın bende yarattığı duygulara bakarım. Bu ro­manın ana temasına ve diline ilişkin ciddi bir sorunla karşılaşmadığımı söyleyebilirim. Geçmişime götürdü beni. Gülümsedim, düşündüm.

 

Vehbi'nin boş durmadığı, devrimci pratiğin tari­hinde gezindiği ve romanlarını oradaki ışıltılarla ör­meye çalıştığı açık. Her yazarı bilinen önemli nokta­larda, özellikle eserin derinliği, içe bakış yeteneği ve estetik dokusunda sigaya çektiğimiz gibi Bardakçı'yı da sigaya çekmeliyiz, ama hakkını da vermeliyiz. Ta­rihi sadece tarihçiler yazmaz, edebiyatçılar da yazar. Koşullara karşı konuşan, kendini var eden, anlamlandıran karmaşık bir tarihi romana taşımak, onu biçimlendirmek, yeniden yaratmak kolay bir iş değildir. Bardakçı'yı, böylesi zor bir alanda ter döktüğü, geç­mişimize dair, kendine özgü bir tarzla bizleri aydın­lattığı için kutluyorum.

 

Muzaffer Oruçoğlu