12 EYLÜL'ÜN YARALARI / Nuriye Bilici

Cumhuriyet Kitap, 14 Aralık 2010

12 Eylül'ün üzerinden koskoca bir 29 yıl geçti. Ancak açtığı yara hâlen kanamaya devam ediyor. Bugün orta yaşına yaklaşan o günün çocukları, yıllardır uygulanan politikalar sayesinde yaşamlarının mimarı o insanları tanımıyor bile. Yine de, ister tanısın ister tanımasınlar, o gün atılan tohumların bir neslin kaderini belirlediğini kim inkâr edebilir?

 

Uygar toplumlarda, yaşanan bir sürecin ardından o sürece dair tartışmalar yapılır, bunu akademik araştırmalar, dönemin çözümlenmesine dair tezler ve antitezler izler. Ardından edebiyata ve sanata yansıması gelir. Bir Watergate skandalı sayısız araştırmaya, hakkında yazılmış binlerce kitaba ve makaleye, birçok yönetmenin filmlerine konu olmuş, Amerikan toplumu konunun her kademesi hakkında bilgilenme, tartışma imkânını yaşamış, son olarak konu vicdanlarda ve toplumun ortak belleğinde yerini almıştır.

 

Ne yazık ki, aynı durumu ülkemiz ve 12 Eylül için söyleyemeyiz. Yine az da olsa böylesi çabalar yok değil. Yaşamını o sürecin tümden değiştirdiği insanlardan biri olan Vehbi Bardakçı'nın kitapları Omega Yayınları tarafından toplu olarak yayınlanmaya başladı. 1979 yılında Ecevit hükümetinin ülke çapında açtığı bir yarışmaya Acılar Paylaşılmaz adlı öyküsüyle katılan ve birincilik ödülü kazanan, ödülünü almaya karşıt görüşlü öğrencilerden okula girmeye direndiği için yediği dayak yüzünden yüzü gözü yara içinde giden Bardakçı, ertesi yıl o dönemde pek çok insanın yaptığı gibi çareyi yurtdışına çıkmakta bulmuş. O günden beri Almanya'da yaşıyor ve yazmaya devam ediyor. Gurbet Yurdumdur / Die Fremde ist meine Heimat adıyla yurtdışında Almanca-Türkçe olarak iki dilde yayınlanan öyküleri, Yarım Kalan Türkü adıyla Omega Yayınları'ndan çıktı. Giriş yazısından başka kitapta dokuz hikâye yer alıyor. Karaoğlan'la Başlayan Hikâye adlı giriş yazısında kendi öğrencilik serüvenini ve kazandığı yarışmayı anlatan Vehbi Bardakçı, ikinci sıraya Acılar Paylaşılmaz adlı öyküsünü koymuş. Bu öykülerde kendi yaşamınından çeşitli kesitleri izlediğimiz gibi, o dönemin Türkiye'sini, eğitim ortamını ve yaşanan kargaşayı görüyoruz.

 

Konserve Kutusu'nda, ülke sorunları kendi çıkarlarından sonra gelen, küpünü doldurmaya çalışan bir hükümet üyesinin işe gitmek üzere evinden çıktığında arabasının yanında gördüğü bir konserve kutusundan korkması hikâye ediliyor ve yazar bizlere, o günün gerçeklerini ve karmaşanın sebeplerini izleme ve anlamanın ipuçlarını veriyor. Devam eden öykülerde, çocukları üniversitelerde okuyan ve onlar için kaygılanan anneler, idamını bekleyen lise çağında, gencecik bir öğrenci, siyasi tutuklulardan oluşan mevcuduyla bir kadınlar hapishanesi ve hapishane ortamı, yıllardır önüne geçilemeyen gelenek ve töre mağduru genç bir kız, üke dışına çıkmaktan başka çaresi kalmayan, istemeye istemeye bilinmeze yelken açan gençler anlatılıyor.

 

Bardakçı'nın ikinci kitabı Kapı Kapı, Yozgat'ın Çayıralan İlçesi'nden lise mezunu İlyas Hacı Bey'in bir yüksek okula kayıt yaptırabilmek için Ankara, İstanbul ve Afyon'da dolaşırken başından geçenleri anlatıyor. Adının sonundaki "Bey" lakabını, üniversite sınavında arkadaşları arasında en yüksek puanı alması ve iyi bir gelecek vaat etmesi nedeniyle kasabalı takmış. Büyük umutlarla yola çıkan İlyas'ın ilk durağı Afyon. Daha otobüsten iner inmez etrafı sarılan ve siyasi görüşü sorulan İlyas, verdiği cevabın beğenilmemesi, üstelik kayıt yaptırmakta ısrar etmesi nedeniyle sıkı bir dayak yer ve şehri göremeden oradan ayrılır. Yine de umudunu kaybetmez ve şansını Ankara'da denemek ister. Ne yazık ki başı orada da beladan kurtulmayacaktır. Adres ararken eylemcilerin arasına düşen İlyas, daha ne olduğunu anlayamadan karakola götürülür. Kısmetine düşen yine bir dolu dayaktır.

 

Herhangi bir okula kayıt umudu suya düşünce askere gitmek isteyen, çürüğe çıkmamak için gerekli sağlık raporunu bürokrasi yüzünden alamayan İlyas, boynu bükük memleketine döner. Askerliğini yapmayanın adamdan sayılmadığı kasabada onunla evlenecek bir kız da yoktur. Yaşlı anasının yıllardır biriktirdiği ve onun için sakladığı tüm para Almanya'ya işçi olarak gitme uğruna çarçur olur gider. İlyas'ın öyküsü burada da bitmeyecek, olaylar ardı ardına gelecektir.

 

İlyas Hacı Bey edebiyatımızda benzerine pek rastlanmayan ilginç bir roman kahramanı. Bir yandan dürüst, temiz bir kasaba delikanlısı, diğer yandan da "nevi şahsına münhasır" komik, inatçı ve hafif çatlak. Memleketi bir uçtan bir uca dolaşırken, onunla birlikte gülüp, onunla birlikte ağlamamak imkânsız. Dönem nedeniyle geleceği kararan binlerce genci temsil ediyor. Onun öyküsü tüm bu gençlerin öyküsü.

 

Nuriye Bilici

Cumhuriyet Kitap, 14 Aralık 2010