Kerbela - Aşkın Kanadığı Yer / Vehbi Bardakçı

Koza Karanlığı-1, Roman, 712 Sayfa

OZAN

ISBN: 978-605-4723-03-4; Sertifika No: 11329; 13,5 x 21 cm karton kapak

 

Kerbela, tarihte eşine rastlanmadık bir kıyımın ve zulmün arenası olmuştur. Bu olay, sünnetine uydukları ve şefaat diledikleri kendi peygamberlerinin torunlarını katletmekten çekinmeyen saltanat düşkünü tiranların iktidar uğruna neler yapabildiklerini göstermektedir. Sahraları kan gölüne çeviren zalimler, vahşetleriyle çöl ufuklarını da utancın karanlığına boğmuştur.

 

Yezid'e karşı İmam Hüseyin'in yanında olduğunu bildiren Kȗfe halkının bir kısmı iktidar güçlerince korkutulup sindirilmiş, bir kısmı çeşitli vaatlerle kandırılmış, bir kısmı da rüşvetle satın alınmıştır. Bu bakımdan Kerbela sadece zulme değil, aynı zamanda tarihin en büyük ihanetlerinden birine de tanıklık etmiştir.

 

Kerbela'nın tanıklık ettiği bir başka şey de İmam Hüseyin ve yoldaşlarının kahramanca direnişi ve masumların günümüze kadar ulaşan ve sonsuza kadar boşlukta yankılanacak olan çığlıklarıdır. Fırat o günden sonra masumların gözyaşı olmuş, susuzluktan yanıp kavrulan ve utançtan ar damarı çatlayan bereketsiz topraklar ise Kerbela’nın hüznü olmuştur.

 

Altmış sekiz kuşağı gençlik önderlerinin mücadelesini başarıyla romanlaştıran ve beğeniyle okunan Vehbi Bardakçı bu kez Kerbela'yı yazdı. Üç kitaptan oluşan "Koza Karanlığı" serisinin bu ilk kitabını yayınlamaktan kıvanç duyuyoruz. Yazarın Şeyh Bedreddin üzerine kaleme aldığı "Şeyh Bedreddin Destanı" ve Pir Sultan Abdal üzerine yazdığı "Demirin Üstünde Karınca İzi" serinin diğer romanlarıdır.

 

"Zeyneb konuşurken dudakları kanamak istiyordu sanki. Susuzluktan pul pul olup kabarmış, çöl sıcağında kavrulup kızarmış, kanamak için sanki ufacık bir dokunuş bekliyordu -ki o dudaklar aşkın beslendiği kutsal bir sığınaktı. İlahî aşkın dile gelip konuştuğu ve kanatlanıp uçtuğu yer orasıydı. Aşk her ne kadar yürekte dölleniyor olsa da, kanatlanıp uçma vakti geldiğinde dudaklar salıveriyordu onu gönüllere.

 

Yüceydi, kutsaldı, mübarekti. Hayatı boyunca o dudaklardan dışarı yalan söz çıkmamış ve o dudaklardan içeri haram lokma girmemişti. Fakat o dudakların şimdi ağlayası, ıylım ıylım kanayası geliyordu. Çünkü gözler artık kurumaya başladığında ve ağlamayı bıraktığında yürekler ağlıyor, yürekler teselli bulunca da dudaklar başlıyordu kan ağlamaya. Ve Zeyneb'ül Kübra'nın alt dudağından bir damla kan düştü Kerbela çölüne. 'Hala, hala, dudağın kanıyor!' dediler. 'Kanasın çocuklar, aldırmayın' dedi.

 

Dudağını sildikten sonra çocukların suyunu dağıtmaya devam etti. Kerbela çölü, ihanetin, zulmün ve haklı direnişin buluştuğu bir kavşaktı. Bir yol kavşağıydı Kerbela. Ve bu kavşakta insanların değerleri ortaya çıkacaktı. Asırlar sonrasında bile insanların bakışını, duruşunu, saflaşmasını, elenmesini, seçilmesini, ayrışmasını belirleyecek olan bir mihenk taşıydı.

 

'Dudağın kanıyor!' dediler.

 

Sakine koşarak çadıra gitti, elinde bir parça bezle dönüp tekrar geldi. Halasının kanayan dudağını acıtmadan hafifçe dokuna dokuna sildi.

 

Hüseyin o belalı çöle nasıl onurlu duruşu mayaladıysa, Zeyneb de dudağından akan bir damla kanla o susuz sahraya aşkı döllüyordu. O nedenle Kerbela çölü bir yanıyla haklı direnişin veya onurlu duruşun simgesi olurken, diğer yanıyla da "aşkın kanadığı yer" olacaktı. Dudağından akan bir damla kanla Zeyneb'in aşkı o susuz sahrada filizlenecek, köklerini derinlere salarken dallarını da size uzatacaktı.

 

Size uzanan o mübarek dallara iyi bakın ey insanlar! Gölgesinde serinleyin. Ve meyvelerini yiyin. Yüreklerde buruk bir hüzün tadı bırakan o meyveleri mutlaka yiyin. Üstüne de bir bardak soğuk su için. Fakat bütün bunları yaparken Zeyneb'i hatırlayın. Zeyneb'i çok hatırlayın. Onu hatırladıkça insanî değerlere kavuşacak, hatırladıkça arınacak, hatırladıkça yüceleceksiniz."

 

Kerbela - Aşkın Kanadığı Yer / Vehbi Bardakçı