Demirin Üstünde Karınca İzi / Vehbi Bardakçı

Koza Karanlığı-3, Roman, 504 Sayfa

OZAN

ISBN: 978-605-4723-32-4; Sertifika No: 11329; 13,5 x 21 cm karton kapak

 

Hacı Bektaş dergâhından Banaz'a uzanan yolculukta, zihinsel gel-gitlerle Pir Sultan'ın kendi kültürel köklerine inmesi ve Moğol istilasından kaçarak Anadolu'ya gelen Horasan Türkmenlerinin trajik sonuyla kendi dönemi arasında bağlantılar kurması, okuru tarih içinde başka bir tarihin derinliklerine götürüyor.

 

Sömürüye, talana ve Osmanlı yönetiminin adaletsiz uygulamalarına karşı ortaya çıkan halk hareketleri ustaca verilirken, egemenlerin bu isyanları kanla bastırdığına ve saray içinde dönen entrikalara da tanıklık ediyoruz. Bu çatışmalar, o dönemin en büyük bilge-ozanlarından Pir Sultan Abdal'ın eylemci ve mücadeleci kişiliğini ön plana çıkarıyor. Halkın sesi, umudu, ışığı oluyor. Diğer yandan sömürü düzeninin devam edebilmesi için, bu sesin kısılması, bu umut ışığının söndürülmesi gerekmektedir. Fakat Pir Sultan Abdal, azimli, kararlı, insan aşkıyla dopdolu ve coşkulu bir ozandır, “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyerek bedel ödemeyi göze alıyor. Ozanın darağacına giden onurlu hayat mücadelesi, akıcı, yalın ve destansı bir dille anlatılıyor.

 

Altmış sekiz kuşağı gençlik önderlerinin mücadelesini başarıyla romanlaştıran ve beğeniyle okunan Vehbi Bardakçı bu kez Pir Sultan Abdal'ı yazdı. Üç kitaptan oluşan "Koza Karanlığı" serisinin bu üçüncü kitabını yayınlamaktan kıvanç duyuyoruz. Yazarın Kerbela üzerine kaleme aldığı "Aşkın Kanadığı Yer" ve Şeyh Bedreddin üzerine yazdığı "Şeyh Bedreddin Destanı" serinin diğer romanlarıdır.

 

"Rahvan gidişiyle Dürre dalgalı denizlerde süzünen beyaz bir gemiye benziyordu. Rüzgârda savrulan uzun yelesi de o geminin yelkeni gibiydi. Kulaklarını arkaya yatırmış ve kuyruğunu bozkır rüzgârına bırakmıştı. Atın üstünde, karayağız, genç, yakışıklı bir adam vardı. Uzun dalgalı saçları omuzlarına dökülüyordu ve başını alın hizasından kırmızı bir çelgiyle çevrelemişti. Yakasız gömleğinin açık düğmelerinden göğüs kılları görünüyordu. Gömleğin üstüne taa dizlerine kadar inen kestane renginde bir hırka giymişti. Çelgisinin uzun püskülleri, saçları ve hırkasının etekleri, bozkırın inceden esen rüzgârıyla uçuşurken, kanatları açılmış kocaman bir kuşa benziyordu.

 

Bu atı kendisine hediye eden Hacı Bektaş Veli dergâhının piri Kalender Çelebi veya diğer namıyla Kalender Şah, bu sabah kendisine ilk kez 'pir' demişti. Oysa daha düne kadar 'Haydarım' diye seslenirdi. Bu aslında büyük bir mutluluktu; yıllarca süren dergâh eğitiminden sonra 'pir' olmuştu. Fakat bu 'pir' hitabı aynı zamanda dergâhtan ayrılma vaktinin geldiğini de işaret ediyordu, bu bakımdan mutlulukla karışık bir hüzün vardı içinde. "Seninle konuşmanın vaktidir Pir Sultan Abdal, gel otur karşıma" demişti. O an vücudunu ter basmış, tüm varlığı derin bir titreyişle sarsılmıştı. Ne konuşacaktı kendisiyle? Yüreğinin kanatlanıp Banaz'a doğru uçtuğunu hissediyordu. Şaşkın bakışlarını pirine çevirmiş, öylece bakıp kalmıştı. Kuşluk vaktiydi. Dergâhın açık penceresinden ılık bir sonbahar rüzgârı süzülüyor, tüm benliğini okşayıp geçiyordu..."

 

Demirin Üstünde Karınca İzi / Vehbi Bardakçı