Hasretim Derin Uykularda / Vehbi Bardakçı

Adanmış Hayatlar-1, Roman, 376 Sayfa

OZAN

ISBN: 978-9944-143-43-1; Sertifika No: 11329; 13,5 x 21 cm karton kapak

 

Üç kitaptan oluşan "Adanmış Hayatlar" serisinin bu ilk kitabında, yazar, Mahir Çayan ve arkadaşlarının yakalanışıyla başlayan, askerî cezaevinden kaçışlarıyla zirveye tırmanan ve Kızıldere katliamıyla çağın en büyük trajedisine dönüşen olayları anlatmaktadır.

 

Ölümle teslimiyet arasına sıkışıp kalmış bu yiğit ve genç insanlar, sağlam duruşları, inançları, kararlılıkları ve tutarlı kişilikleriyle bir direniş kültürü oluşturduklarının ve yaşadıkları deneyimler acı da olsa, bununla gelecek kuşaklara zengin bir başkaldırı mirası ve geleneği bıraktıklarının farkındadır. Bu nedenle her türlü bedeli ödemeye hazır olduklarını söyleyerek 12 Mart faşizmine karşı adanmışlıkla mücadele ederler.

 

Kendilerine ait olmayan bir gelecek için ölümü göze alan bu yürekli firarilerin unutulmaz hikâyesini okurken, sadece fırtınalı bir dönemin siyasi çalkantılarına değil, onların duygusal dünyalarına da inecek ve onları insani boyutlarıyla tanıyacaksınız.

 

Olayların iç içe örgülenişi, sağlam dokusu, kurgusu, akıcı ve zengin diliyle, bu roman, edebiyatımızın klasikleri arasına girmeyi hak ediyor ve yazarına çok özel bir konum kazandırıyor. Yazarın Deniz Gezmiş üzerine kaleme aldığı "Ağlasın Gökyüzü" ve İbrahim Kaypakkaya üzerine yazdığı "Kırmızı Bahar" serinin diğer romanlarıdır.

 

"Patlama sesleri, ortalığı dolduran acı barut kokusu ve toz duman içinde delik deşik olan bir ev resmi çiziliyordu çocuğun belleğine.

 

Hayatı boyunca unutamayacağı vahşetin resmi çiziliyordu. Korku, öfke, isyan... Ne olduğunu bilemediği tuhaf duygular içinde donup kalmıştı. Evin pencerelerinden ve bazukalarla açılan büyük deliklerden dumanlar çıkıyordu. Bir gün doğması beklenen umutlardan geriye sadece bu duman kalmıştı. Çatısı yıkılmış delik deşik bir ev... ve gencecik insanlar.

 

Atışlar hâlâ devam ediyordu. Aynı anda yüzlerce kurşun yağıyordu eve. Dağların koynunda, ıssız bozkırın ortasında bir kâbus... Makinalı tabanca sesleri uzun namlulu silah seslerine karışarak tuhaf bir ölüm ikilisi oluşturuyordu.

 

Sloganlar atılmıyordu artık. Türküler ve marşlar söylenmiyordu. Herkes susmuştu. Çocuk susmuştu. Ölüm namluları dışında her şey susmuştu. Börtü böcek, kurt kuş susmuştu. Buna rağmen siperdeki askerlerin atışları hâlâ devam ediyordu.

 

Sanki sessizliği kurşuna diziyorlardı. Ölüm namlularından çıkan kurşunlarla suskunluk delik deşikti. Hayat delik deşik... Yürek delik deşik... Çocuk sanki onlarla birlikte delik deşikti.

 

Saatler on altıyı gösterirken silah sesleri yavaşladı. Komutan siperden kalkıp bir sigara yaktı. Dumanı keyifle üfürdü havaya. 'Tamam, ateş etmeyin artık' dedi.

 

Askerler de kalktı. Hepsi kalktılar. Kalkıp üstlerini başlarını düzeltmeye başladılar. Diğer siperlerin askerleri ve komutanları da aynı şekilde kalkıp üstlerini başlarını düzelttiler.

 

Oturduğu taşın üzerinde sızıp kalmıştı çocuk. Çenesi ellerindeydi. Dirseklerini dizlerine dayamıştı. Gözlerinden iki damla yaş süzülerek yanaklarından aşağı yuvarlandı. 'Ölmedi, ölmedi işte!' diye inledi..."

 

Hasretim Derin Uykularda / Vehbi Bardakçı