Devrimin Ayak Sesleri / Vehbi Bardakçı

Roman, 712 Sayfa

OZAN

ISBN: 978-605-9330-11-3; Sertifika No: 11329; 13,5 x 21 cm karton kapak

 

Mustafa Kemal Atatürk üzerine kuşkusuz çok şeyler yazıldı çizildi, fakat hiçbiri, Türkiye siyasi tarihinin bu en önemli kırılma noktasını ve saltanatın küllerinden yepyeni bir ülke yaratan büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ü bu kadar etkileyici, bu kadar sıcak ve yalın anlatmadı.

 

Yazarın kendine özgü yazma tekniği ve tarzıyla, özellikle de “Adanmış Hayatlar” ve “Koza Karanlığı” serilerinde başarıyla kullandığı akıcı ve şiirsel diliyle ortaya muhteşem bir Mustafa Kemal romanı çıktı. Bu romanı elinizden bırakamayacak, okudukça okumak isteyeceksiniz.

 

Sofya-İstanbul arasında tren yolculuğuyla başlayan bu roman, Çanakkale Savaşları, Milli Mücadele, Cumhuriyet ve devrimlere kadar olan süreci kapsıyor. Fakat bütün bu süreçte Mustafa Kemal’in sadece askerî dehası ve dünya emperyalistlerine karşı onurlu direnişi anlatılmıyor, onun duygusal ve özel dünyası da bir sanatçı duyarlılığı ve inceliğiyle ustaca işleniyor. Bu romanı çok seveceksiniz. Gerçek bir kahramanla heyecanlanacak, onunla umutlanacak, onunla üzülecek, onunla sevinecek, bütün bu duyguları benliğinizde hissederek yaşarken, bir ülkenin adım adım nasıl kurulduğuna da tanıklık edeceksiniz.

 

Ömrünü cephelerde geçiren devrimci bir komutanın, Trablus’dan Paris’e, Şam’dan Sofya’ya, Selanik’ten İstanbul’a uzanan yaşam serüvenini toparlamak ve hepsini bir roman kurgusu ve mantığı çerçevesinde harmanlayıp roman diliyle anlatmak benim için hiç kolay olmadı. Özel yaşantımı tamamen ortadan kaldırdım ve tam anlamıyla konuya odaklandım. Başladığım tempoyla bitirebilmek için aralıksız çalıştım. Aylarca süren çalışmalarım sırasında, hiç ara vermeden bilgisayarımın başında 15-18 saat oturmaktan eklemlerim kilitlendi. Sol serçe parmağımın uyuşukluğu artmaya başlayınca, zorunlu olarak çalışmama ara verdim ve dirsekten ameliyat oldum. Fakat konudan uzaklaşmamak için, sargılı dirseğimle tekrar bilgisayarın başına geçtim. Son bölümlerde romanı toparlamak üzereyken dirseğim yine mızıkçılık yaptı ve şişmeye başladı. İşi bırakp tekrar doktora koştum.

 

Olaylar ve insanlar gerçektir. Hayalî insanlara ve olaylara hiç yer vermedim. Gerekli görseydim, yapardım kuşkusuz, fakat yazma aşamasında buna ihtiyaç olmadığını fark ettim. Çünkü yaşanan olaylar yazarın hayal gücünü aşacak kadar geniş ve derindi. Büyük önderin, tüm bu olayları elli yedi yıllık hayatına nasıl sığdırabildiğini aklım almadı. İtiraf etmeliyim ki, olaylar beni aştı ve hayal hudutlarımın çok ötesine geçti. Bırakın hayalî olaylar kurgulayarak romanı zenginleştirmeyi, nefes nefese olayların peşinden koştum. Olaylara yetişmeye çalıştım. Her olayı yazmadım elbette. Veya yazdığım her olayı detaylandırmadım. Ben bir tarih kitabı yazmadığıma ve bir roman yazdığıma göre, bu gerekmiyordu da zaten. İstesem onun hayatının sadece bir kesitini de alabilirdim. Zaten böyle yapacak olsaydım, onun elli yedi yıllık yaşam kesitlerinden, on ciltlik bir roman çıkardı. Hayatının her aşaması, bir romancının hayal sınırlarını zorlayan olaylarla doluydu. Fakat ben bunu yapmadım; farklı cephelerde farklı savaşlarla dolu olan bu karışık ve karmaşık tarihi, yalın, anlaşılır, akıcı bir dille ve fakat bir bütün hâlinde vermeyi amaçladım. Yeni kuşaklar romanı okuduğunda, o süreçte neler olduğunu bilsin istedim. Bu süreçten haberi olan bir genç, eğer istiyor ve gerekli buluyorsa, o konuyla ilgili daha detaylı araştırmalarını kendisi sürdürebilirdi.

 

Milli direnişi gerçekleştiren sağlam iradeyi ve devrimci ruhu yakalayıp, romanın kurgusuna ve mantığına ters düşmeyecek şekilde olayları örgülemeye çalıştım. Ulaştığım bilgiler ve belgeler ışığında bazen bir cümle bende kırk-elli sayfalık bölüm oldu. Bazen ciltlere sığmayacak yoğunlukta ve genişlikteki bilgiler bende birkaç cümleyle özetlendi. Buna aslında ben karar vermedim, romanımın kurgusu bunu gerektirdi. Hayatın ve olayların nasıl bir iç mantığı varsa, romanımın da kendi iç mantığı vardı. Bu mantığı zorlamamak adına bazen olaylardan taviz verdiğim, bazen ayrıntılarla süslediğim ve zenginleştirdiğim oldu. Fakat hiçbir şeyi abartmadım. Küçültmedim de... Sadece anlattım. Onu birtakım ideolojik karalamalarla küçültme çabalarının nasıl bir anlamı ve etkisi yoksa, bir yazarın onu gereksiz bir şekilde büyütmesinin de bir anlamı ve etkisi olmayacaktı. Çünkü o zaten büyük bir kişilikti. Onu anlamak ve anlatmak yeterliydi. Ben de bunu yapmaya çalıştım.

 

Diğer romanlarımda yaşadığım ruh hâli fazlasıyla bu romanımda da vardı. Odaklanma ve empati kusursuzdu. Yazmaktan öte yaşadım. İstedim ki, okurlarım da yaşasın. Yeri geldiğinde Mustafa Kemal olup askere emirler verdim, yeri geldiğinde sıradan bir nefer olup ölümlere koştum.

 

Fakat kendimi hiçbir zaman, Ali Kemal gibi, Damat Ferit gibi, Ali Rüştü gibi, Ali Galip gibi, Çerkez Ethem gibi hainlerin yerine koyamadım, onları anlayamadım ve onlarla empati kuramadım. O hainler sürüsünü bur­da lanetlerken, Milli Mücadele’nin bütün kahramanlarını sevgi ve saygıyla anıyorum.

 

Devrimin Ayak Sesleri’ne Önsöz / Vehbi Bardakçı