Yarım Kalan Türkü / Vehbi Bardakçı

Öykü, 480 Sayfa

Ozan

ISBN: 978-605-4723-20-1; Sertifika No: 11329; 13,5 x 21 cm karton kapak

 

Kitabın birinci bölümünü oluşturan “Yarım Kalan Türkü”de, yetmişli yılların siyasi çatışmalarını ve yaşanan acıları ayrıntılarıyla anlatan yazar, “Kapı Kapı” adlı ikinci bölümde, dürüst, temiz bir kasaba delikanlısının yaşam mücadelesini mizahi ögelerle aktarıyor. Usta yazar Fakir Baykurt’un deyimiyle, fırtınalı denizler ortasında zavallı bir varil gibi ordan oraya yalpalayıp duran bu gencin, güldüren ve acı acı düşündüren durumunu okurken, dünya çapında bir edebiyat kahramanı ile karşı karşıya olduğunuzu düşünüyorsunuz.

 

“İnsan Sevdikçe Güzelleşir” adlı üçüncü bölümde ise, öykü kahramanıyla birlikte gizemli bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Yolculuk, yıllardır ülkesinden uzak kalan öykü kahramanının monologlarıyla örgüleniyor ve toplum değerleri sorgulanıyor. Günbatımında İstanbul’dan başlayan yolculuk, ertesi gün Şeytan Sofrası’nda izlenen ikinci günbatımıyla bitiyor.

 

Daha önce ayrı ayrı yayınlanan bu üç kitabı tek ciltte topladık. “Hasretim Derin Uykularda, Ağlasın Gökyüzü, Kırmızı Bahar, Kerbela, Şeyh Bedreddin Destanı, Demirin Üstünde Karınca İzi” ve “Devrimin Ayak Sesleri” gibi büyük romanlarıyla tanınan Vehbi Bardakçı’nın anlatım ustalığını bu öykülerde de görecek ve romanları gibi öykülerini de severek okuyacaksınız.

 

" Fakat insanın aradığını bulabilmesi için, ne aradığını bilmesi gerekiyordu. Yanlış yerlerde yanlış şeyleri arayarak yıllarını geçirmişti. Bu nedenle cemrenin toprağa ve suya inişini fark edemedi. Kuşların sevinç çığlıklarıyla uyanamadı baharda. O sıcak mevsimde bereketli hasat toplayamadı, semereli geçmedi yaz ayları, hüzünle burkuldu yüreği.Sonra bir sabah uyandığında sararan yaprakları fark etti. Yaprakların renk değişimini ve onunla birlikte hayatı fark etti. Hayat artık rengini değiştirmeye başlıyor, uzun, sessiz ve devinimsiz bir sürece, tüm renklerin karışıp kaynaştığı ve toplanıp cem olduğu beyaz bir uyku sürecine hazırlanıyordu. Orda artık baharın renkleri ve cıvıltıları olmayacak, yazın sıcağı ve bereketli ürünleri olmayacaktı. Eğer bitki tohumunu döllediyse, filizlenip yeni bir hayata başlayacak, döllenmediyse çürüyecekti. Hayatın yasaları vardı. Tıkır tıkır işleyen ve hiç değişmeyen yasaları...

 

Sararan yaprakları ve onunla birlikte hayatı fark etti. Bir hayat vardı ve onun içinde kendisi yoktu. Hayatı, renksiz ve desensiz dokunmuş bir halıya... hatalı ilmiklerle dokunmuş gevşek bir halıya benziyordu. Bir sabah bunu fark ederek uyandığında, renklerini, nakışlarını, desenlerini bulamadı. Kendi hayatında kendini bulamadı. Bir hayat vardı ve onun içinde kendisi yoktu. Ama kendi içinde sonsuz bir hayat vardı..."

 

Yarım Kalan Türkü / Vehbi Bardakçı